Melekyarim.CoM Aşk Sevgi Bayanlara Özel Erkeklere Özel Sağlık Bilgisi Ödev Rüya Tabirleri Paylaşım Platforumu
24 Mayıs 2012, 11:31:22 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Foruma üyelerimizin yazdığı mesajlar kontrolden geçmemektedir ve mesaj içeriğinden üye sorumludur. Mesajlarda Yasa Dışı İçerik Bildirimi Yapmak İstiyorsanız Lütfen melek.yarim@hotmail.com Adresine Mail Atınız

Forumumuz Linkler Dışında  Gizlenmiş değildir.
Üye Olmayan Ziyaretçilerimiz Bütün Forumu Görebilirler Fakat Yeni Konu Açamazlar ve Konulara Cevap Yazamazlar. Forumumuzu tam anlamıyla kullanabilmek İçin Üye Olmalısınız. Üyelik Ücretsizdir.

 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tanzimat Dönemi Osmanlıların Durumu  (Okunma Sayısı 1165 defa)
 
0 Üye ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
MeLeKYaRiM

Administrator
**********

Başarı Puanı +150/-0
Offline Offline

Üye ID: 1

Kayıt tarihi 10 Eylül 2008, 19:56:31

Nerden: Bilinmeyen Uzak Yerden
Mesaj Sayısı: 372



Durumum:

« : 21 Eylül 2008, 16:08:22 »

TANZİMAT  DÖNEMİ OSMANLILARIN DURUMU
 
Osmanlı imparatorluğu uzun bir dönem varlığını devam ettirmiş, bu süre zarfında tüm dünya çapında güçlü ekonomik ve siyasi otorite olmayı başarmış bir imparatorluktur. Bu altın çağını 18. yüzyılın başlarına kadar devam ettirebilmiş, daha sonra eski gücünü kaybetmeye ve gerilemeye başlamıştır. Osmanlı imparatorluğunun devlet sisteminin dünyadaki büyük değişimlere açık olmaması sistemin bozulmasına yol açmıştır. Dünya çapına en önemli değişiklik toprağın idare edilişinde olmuş, ekonomisi toprağa bağlı olan Osmanlı imparatorluğu yeni bir sisteme ihtiyaç duymuştur.Osmanlı imparatorluğu değişen, konuşan, esnek bir yapıya sahip değildi geleneksel yapıya bağlıydı. Bu sebeple de yapılan bir çok girişime rağmen Osmanlı imparatorluğu kurtarılamamış bu girişimler sonuçsuz kalmıştır.Batı Avrupa’da meydana gelen devrimlerle yeni toplumsal sınıflar belirlenince , devlet bu sınıfların yararına kurulmaya başlanmıştır. Fakat o zaman Osmanlılarca devletin böyle yönetilmesini kabul etmek imkansızdı. Bir dönem eski devre dönme çabalarında bulunan Osmanlı devlet adamları bunun gerçekleşmeyeceğini anlayan Osmanlı devlet adamları yapılacak değişimlerim Avrupa’ya ayak uydurması gerektiğini geçte olsa anlamışlardır. 18. yüzyılda bile eski müesseselere dönme fikri kafalarda yaşıyorken yeni müesseselerin kurulması  ancak 19. yüzyılın başlarında  gerçekleşebilmiştir. Fakat yapılan her değişime bir dönmede karşı çıkan belli bir kesim ortaya çıkmıştır. Bu durum yapılan değişimlerde yeterli verim alamama sonucunu doğurmuştur ki günümüz Türkiye sinde bile halen yeniliklere karşı çıkan insanlar mevcuttur.
Osmanlı imparatorluğunun içi yapısında, modernleşme hareketlerine girişildiği zaman dünya politikasındaki şartlardan, ıslahat ve reform işini yürüteceklerin yetersizliklerinden ileri gelen üç olay (Yani gericilik ,emperyalızim ve ekonomik yoksullaşma ), Türk toplumsal değişim ve evrimi daima baltalamış , onun ileri doğru gelişmesi yerine bir çökme ve devamlı gerilemesine sebep olmuştur.1
Bu devrin devlet adamlarının amacı Kanuni devrini geri getirecek reformlar yapmak değildi.Bu şekilde davranmalarına rağmen sistemin ve kendilerininde bir değişime uğramaları gerektiğinin farkındaydılar.
Osmanlı imparatorluğundaki reform girişimlerinin bir tek nedeni vardır; Avrupa’ya özelliklede Rusya ya karşı durabilmek için orduyu modernleştirmek..2
Osmanlının gerileme sebebinin ekonomik olduğu 3.Selim ve 3.Mustafa zamanlarında anlaşılmış ve çeşitli önlemler alınmıştır.Fakat alınan bu önlemler ne yazık ki başarılı olmamıştır.
Türkiye batılılaşma çalışmalarında hiçbir batı devletinden yardım görmemiştir.Yardım görmüşse bile bu yardım Türkiye’nin batılılaşmasından çok yardım eden ülkenin ulusal çıkarlarına yaramıştır.Zaten genel olarak uluslar arasındaki ilişkiler karşılıklı çıkar amacı taşımaktadır.İki devletin birbiri ile iyi anlaşması çoğu kez ı iki devletin birbirinden çıkarı olduğu anlamına gelir.
Devleti ıslah etmeye çalışan kimseler Batı ülkeleri arasındaki anlaşmazlıklarda ya rahat bırakılmıyor ya da kendileri de bu anlaşmazlıkların içine giriyorlardı.Özellikle Rusya ile herhangi bir Avrupa devleti arasında bir anlaşmazlık olduğunda Türkiye’nin bu olaylara girmemesi çok zordur.Tanzimat ile  yapılmak istenen yenilik çalışmaları bu tür uluslar arası çatışmalarla yarıda kalmış veya bozulmuştur.
Osmanlı imparatorluğunun geri kalmasının sebeplerine biraz değindikten sonra asıl konumuz olan Tanzimat dönemine geçmeyi uygun buluyorum.
  Osmanlı imparatorluğunda modernleşme Batı Avrupa da ki gibi endüstri devrimi ile bir arada onunla sıkı sıkıya bağlı bir süreç olarak ortaya çıkmamıştır.Askeri yenilgi , toprak kaybı ve hazinede büyüyen açık yüzünden oluşan tehditti ortadan kaldırmanın çaresini arayan politik otoritelerin giriştikleri yenilik çabaları  ve Batı Avrupa’ya özgü düşünce ve fikirlerin Osmanlı toplumunda ,yavaşta olsa yayılması ve özellikle Bab-ı ali’de görev yapanların önemli bir kısmı tarafından benimsenmesi ile Osmanlı imparatorluğunda modernleşme olgusu ortaya çıkmıştır.
 
Bu dönemin önemli devlet adamları arasında Mustafa reşit paşa ve sadık rıfat paşa yer almaktaydı Hattı-hümayun Mustafa reşit paşa tarafından okunmuştu. Mustafa reşit paşadan sonra sultan Abdülmecit Han çıkarılacak olan kanunlara saygı göstereceğine dair yemin etmiştir. Buna Tanzimat Fermanı da denilmektedir. 1838'de İkinci Sultan Mahmut devrinde askeri zümreye ve bürokraside görev alan memurlara tanınan mal, can ve iş güvenliği Tanzimat Fermanı'yla gayrimüslimler de dahil bütün kesime yaygınlaştırılmış oluyordu. Mustafa Reşit Paşa' yı överek, onun için büyük adam diyen Danişment gibi tarihçileri eleştiren Samiha Ayverdi acaba bu paşa evvelki ıslahatçıların düşmüş olduğu hataları devam ettirmekle birlikte, gerçekten de Büyük unvanıyla anılmayı hak etmiş midir  demektedir. Tanzimat Fermanı, Türklerin yani Müslümanlardan daha çok, gayri Müslimler ve azınlıklar lehinde hükümler getirmiş, zamanla bu Hıristiyan ve azınlıklar daha çok söz sahibi oldukları gibi, vergilerinin azaltılması, dış yardımların tamamen kendilerine sarf edilmesiyle zenginleşmişler, onların bu gelişmelerine karşılık Osmanlı imparatorluğunun asıl unsuru Türkler fakir ve yoksul bırakılmaktan öteye gidememişlerdir. Tanzimat'ın ilanının gerekliliği ve gereksizliği üzerinde  duracak olduğumuzda, uçurumun kenarına  getirilmiş devlet için buna ihtiyaç vardı  ama, yapılan ıslahat idari sisteme ve cemiyet yapısına ne dereceye kadar uygun  olarak icra edilmişti diyebiliriz .
 
FRANSIZ İHTİLALİNİN OSMANLI DEVLETİ'NE YANSIMASI VE ETKİLERİ
 
 
Fransız ihtilali (1789), dünyanın en önemli sosyal ve siyasal  olaylarından biridir. Yeni Çağ'ın sonu, Yakın Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edilen bu olay, devlet sistemlerinin düzenlenmesinde de yeni bir görüş oluşturmuştur. İhtilalin sonucunda demokrasi ve milliyetçilik ilkeleri geniş ölçüde yayıldı. Milletlerin, bağımsız olmaları ve kendi kendilerini yönetme fikri gelişmeye başladı. Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan hürriyet ve milliyet prensipleri, çeşitli milletlerden oluşan Osmanlı Devleti üzerinde bir hayli etkili olmuştur.
Zamanla, Fransız ihtilalinin etkileri, Osmanlı Devleti'nde  de görülmeye başlandı. Balkan milletlerinden Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar ve Romenler, bağımsızlık için isyan çıkarmışlar, Osmanlı Devleti'ni parçalamak isteyen Avrupa devletleri de bu isyanları kışkırtmışlardır. Bu bahanelerle Osmanlı içişlerine karışılması, devletin çöküşünü hızlandırmıştır. Diğer milletlerin de fırsatlardan yararlanmak istemesi sonucunda, 1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti dağıldı.
Fransız ihtilalinin Osmanlı'daki yansımalarından birisi de, XIX. yüzyıldan itibaren Osmanlı topraklarında yeni devletler kurulmuş olmasıdır. Ancak bununla beraber, bu ihtilalin Osmanlı Devleti üzerinde olumlu etkileri de görülmüştür.
Fransız ihtilali çıktığında Osmanlı tahtında yenilik taraftarı bir hükümdar olan 3. Selim bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti, ihtilalin kendisi için tehlikeli olacağını sanmıyordu. Fransa ile eski dostluk devam ettiriliyor, orduda yapılmak istenen ıslahat için buradan subay ve teknisyenler getiriliyordu. Onun döneminde, Avrupa ile yakın ilişkiler kurulmuştur.
Türk devlet adamları ve aydınları, Fransız ihtilalinin getirdiği hürriyet, adalet ve eşitlik fikirlerinin, Osmanlı Devleti'nde de göz önünde tutulmasına çalıştılar. 2. Mahmut devri ıslahatları bu bilinçle gelişmiştir. Tanzimat Fermanı ile demokrasiye giden yol açılmıştır; kanun kuvvetinin, padişahın üstünde olduğu kabul edilmiştir. Ve bundan sonra, aydınların çalışmalarıyla meşrutiyet ilan edilmiştir.
 
 
II. TANZİMAT DEVRİNİN SİYASÎ OLAYLARI
 
 
Mısır Paşası Mehmet Ali ile Savaş: (Denize düşen yılana sarılır.)
 
Mısır paşası Abdülmecit'in tahta çıkmasından birkaç gün sonra, Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri tarafından Nizip'te yenildiği öğrenildi. Yeni bir ordu kurmak zaman alacağı için Mehmet Ali Paşa ile uzlaşmaya karar verildi. Abdülmecit’in Sadrazam Hüsrev Paşa’ ya gönderdiği bir hatt-ı hümâyununda uzlaşmanın şartlarını şu şekilde belirtmiştir:
"Memleketin ve halkın güven ve düzenini korumak ve boş yere Müslüman kanının dökülmesine engel olmak için, şimdiye kadar olan bitenleri unutup Mehmet  Ali Paşayı affe-diyorum. Affımı bir an önce kendisine bildirilmesini irade ediyorum.”
Padişahın bu iradesi, Akif Efendi ile Kahire'ye bildirildi. Fakat Akif Efendi Kahire’ye varmadan önce Ahmet Paşa komutasında bulunan Osmanlı donanmasının Mehmet Ali Paşaya teslim olmak için İskenderi¬ye’ye gittiği öğrenildi, Ahmet Paşa Mah¬mut Il'nin Hüsrev Paşa tarafından öldürüldüğünü, Hüsrev Pa¬şanın sadrazamlığı zorla aldığını, Ruslara satılmış bir adam olduğunu bahane ederek bu hareketi yaptığını yaydı.
Ahmet Paşa ’nın ihaneti Istanbul’ da büyük telâş uyandır¬dı. Divan; Kahire'ye yeni hatt-ı hümâyun gönderdi. Bunda, Mısır’ın babadan oğula geçmek şartıyla Mehmet Ali Paşaya bırakılacağı vaat ediliyordu. Bu teklif Mehmet Ali Paşayı tat¬min edecek karakterde değildi. Mehmet Ali Paşa, Nizip zaferini öğrendiği vakit, isteklerini Osmanlı Devleti'ne kabul ettirebileceğini sanmıştı. Bu zaferin arkasından Mahmut Il.'nin öldüğü ve  Abdülmecit’in tahta çıktığını öğrenince İbrahim Paşa’ya Suriye sınırlarını aşmaması yolunda emirler yolladı.Fakat yıllardan beri kendisine kin besleyen Hüsrev Paşa¬nın sadrazam olduğunu ve kendisine yalnız Mısır vilâyetinin bırakıldığını öğrenince
intikam almaya karar verdi. Mısır'daki yabancı devletler konsolosları, Mehmet Ali'ye anlayışlı, ve ihtiyatlı olmasını tavsiye ve Osmanlı donanmasını geri verme¬sini nasihat ettiler. Mehmet Ali Paşa kabul etmedikten başka, Istanbul'a ültimatom niteliğinde mektuplar yazdı. Bu mek-tuplar üzerine, İstanbul'da sadrazamın ye şeyhülislâmın da bulunduğu olağanüstü bir divan toplandı.
 Divan,yeniden savaşa sürüklenmek yerine Mehmet Ali Paşaya Mısır'ın yanısıra Suriye'nin de bırakılmasını kararlaş¬tırdı. Fakat bu sırada Avrupa devletleri duruma karıştılar.
 
Avrupa devletlerinin karışması:
 
Mehmet Ali Paşanın Mısır 'dan sonra Suriye'yi de istemesi üzerine, Avrupa büyük devletleri telâşa düşmüştüler. İingiltere ile Fransa Rusya’nın Hünkâr iskelesi anlaşmasından faydalanmak isteyeceğini düşünerek kuşkulanıyorlardı. Bu sebeple Mısır problemini Avrupa devletlerini ilgilendiren bir mesele haline getirmeyi uygun buldular.28 Temmuz 1839'da Meternih'in bir notasında, İstanbul'daki Avus¬turya,Fransa İngiltere, Rusya ve Prusya elçileri tara¬fından Bab-ı âli’ ye bildirildi.
Osmanlı hükümeti, yabancı devletlerin bu teklifini kabul etti. Sadrazam, Mehmet Ali Paşa ile doğ¬rudan doğruya hiçbir görüşme yapılmayacağını bu devlet yetkililerine bil¬dirdi. Bu devletler tarafından verilen notanın Babıâli tarafından kabul edilmesi, Hünkâr iskelesi anlaşmasının sonu demektir. Osmanlı hükümeti, Mısır paşası ile yaptığı bi¬rinci savaşta Rusya'nın egemenliksini kabul etmiş, ikinci savaşta da beş Avrupa devletinin ortak egemenliği altına girmeyi içinde bulunulan durumun bir gereği olduğunu düşünmüşlerdi.
Dışişleri Bakanı Nuri Bey beş büyük devletin elçilerin¬den Suriye'nin Osmanlı Devleti 'ne bırakılmasını istediğini belirtti.İngiltere ve Avusturya elçileri bu isteği kabul etti fakat Fransız elçisi Fransa'nın Mehmet Ali Paşa’ya sempati duyması sebebiyle, Rus elçisi ise Osmanlı Devleti’ni zayıflatacak bir tedbir olması sebebiyle Suriye'nin Mehmet Ali Paşa’ ya bırakıl-masını istediler. Prusya elçisinin vereceği oy çoğun¬luğu sağlayacaktı. Bu sebeple Prusya’nın oyu önemliydi.Fakat Fransa elçisi İngiltere ile Avusturya'ya katıldı ve Suriye'nin Türkiye'ye dönmesi için gereken çoğunluk sağlan¬dı. Bundan sonra verilen kararın uygulanabilmesi için harekete geçmek gerekiyordu, İngiliz Dışişleri Bakanı Palmerston, Mehmet Ali Paşa’ya bir ültimatom gönderilmesini ve kabul etmediği halde kuvvet kullanılmasını teklif etti. Fransa hariç diğer devletler teklifi kabul ettiler. Fransa, Mehmet Ali Paşayı Paris'te kazandığı yerlerden hiçbir kuvvetin çıkaramayacağı görüşündeydi.Tiyer hükümeti Mehmet Ali'ye karşı kuvvete başvurulduğunda, Mehmet Ali'nin tarafını tutmaya karar verdi. Ren üzerinde ve Akdeniz'de harp hazırlıklarına girişti. Palmerston, Fransa'nın bu tutumu karşısında, Mısır meselesini Fransa olmadan da çözmeyi uygun buldu. 15 Temmuz 1840'ta İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında Londra'da dörtlü bir antlaşma yapıldı.
 
Dörtlü Antlaşma ve Sonuçları:
 
Dörtlü antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nu korumak ve Mehmet Ali'yi anlaşmaya zorlamak amacıyla yapılmıştır. Taşıdığı en önemli hükümler şunlardı:
l - Mısır, babadan oğula geçmek üzere, Güney Suriye ve Akkâ'dâ kayd-ı hayat şartıyla, Mehmet Ali Paşa’ya bırakılacak. Paşanın bu şartları kabul etmesi için on gün ara verilecek.
2-Mehmet Ali Paşa, yapılan teklifi on gün içinde kabul etmezse, ikinci bir teklif yapılacak ve bunda yalnız Mısır pa¬şalığı kendisine bırakılacak. On gün içinde bu yeni teklifi de kabul etmezse, Mısır da kendisinden zorla alınacak.   
 Dört devlet arasında gizli olarak hazırlanan ve imzalanan  dörtlü antlaşmanın ilânı, Fransa'yı endişelendirdi. Hükümet ve umumi efkâr Fransa'nın şerefine sürülen lekeyi  temizlemek ve Mehmet Ali Paşayı yalnız bırakmamak için harbi bile göze aldılar. Fakat Fransa Kralı Lui Filip, Londra antlaşmasına milleti ve hükümeti kadar kızmasına rağmen, Ingiltere’de harbe  girişmek niyetinde değildi. Mehmet Ali'ye diplomasi yoluyla yardım etmeye karar verdi.
İngiliz Dışişleri Bakanı; Lui Filip'in Mehmet Ali için herhengi bir savaşa girmeyeceğini zaten  biliyordu.Fransa  olmadan Mısır buhranını çözmeye karar vermesinin de sebebi budur.
     Mehmet Ali Paşa, Fransa'ya güvendiği için, Mısır prob¬leminin başından beri sınırsız isteklerde bulunmuştu. Dört¬lü antlaşmanın imzalanmasını ve Fransa'nın bu antlaşma kar¬şısında aldığı savaşçı tutumu görünce, dörtlü antlaşmayı ya¬pan devletlere de kafa tutmaya başlamıştı.
 Mehmet Ali Paşa, ilk teklifi kabul etmesi için kendisine bırakılan on günlük müddet sonunda, dört devletin konsoloslarıyla Sadık Rıfat Bey'i kabul ederek bazı itirazlarda bulundu. Bundan  sonra karşı taraftan yapılacak düşmanca bir harekete karşı İstanbul üzerine yürüyeceğini bildirdi.Mehmet Ali Paşa, dörtlü antlaşmayı yapan devletlerin tekliflerini Fransa'ya güvenerek kabul etmedi.Bu¬nun üzerine dört devletin konsolos ve memurları Mısır'ı terk ettiler.
 
Mehmet Ali Paşaya karşı savaş:
 
Londra Antlaşmasını imzalayan devletler, Mehmet Ali Paşaya karşı hareketlerini Şöyle kararlaştırdılar:
*Rusya,Mısır kuvvetleri Anadolu içerlerine yürürlerse İstanbul’u korumak için müdahale edecekti.
*Prusya, donanması olmadığı için harp hareketlerine girişmeyecekti.
*İngiltere, karada ve denizde Türklerle işbirliği yapmayı kabul etti. Eski Venedik Cumhuriyetinin Topraklarına yerleştiğinden beri Denizci devlet olan Avusturya da, üç dört harp gemisiyle İngiliz ve Osmanlı donanmalarının yanında Mehmet Ali Paşaya karşı savaşmayı kabul etti. Rusya ve Prusya pasif kalıyorlardı, Avus¬turya ise harbe sembolik bir şekilde katılıyordu. Bu durum bize Harp hareketleri¬nin başlıca ağırlığını Türkiye ile İngiltere yüklenmiş olduğunu gösterir. Mehmet Ali Paşa ise savunmada kalmayı uygun buldu. İbrahim Paşa, Suriye sınırı ile Suriye kıyılarını Türklerle İngilizlere karşı korumak için askerlerini dağıtmak zorundaydı. Bu ise Osmanlı ve İngiliz propagandasının etkisiyle Lüb¬nan'ın Mehmet Ali'ye karşı ayaklanmasını kolaylaştırdı. İbra¬him Paşanın durumu daha başlangıçta kötüleşti. 11 Ağustos 1840'ta İzzet Mehmet Paşa komutasında bir kuvvet, deniz yo¬lu ile Beyrut yakınlarında karaya çıkarıldı.Türk, İngiliz ve Avusturya harp gemilerinden kurulan bir filo, Beyrut'un ön¬lerine gelerek  Mısır gemilerini yaktı ve şehri topa tut¬tu. Bir ay sonra Beyrut, Sayda ve Sur şehirleri müttefiklere tes¬lim oldu. Kasımda da Akka kurtarıldı. Mısır ordusunun araçlarını ve yiyeceklerini taşıyan bu şehir İbrahim Paşanın en önemli dayanağı idi. Müttefiklerin eline geçmesi üzerine Mı¬sır ordusu Suriye'yi tamamen boşaltmak zorunda kaldı.
Mehmet Ali kuvvetlerinin az zamanda ve hızla Suriye'den kovulması, Fransa'nın üzerine büyük etki etti. Fransızlar Mehmet Ali kuvvetlerinin çetin bir müdafaa savaşı yapacak¬larını ve kendilerine harp hazırlıklarını tamamlamak için za¬man kazandıracaklarını ummuşlardı. Tahminlerinde yanıldık¬larını gösteren olaylar üzerine Tiyer kabinesi düştü.  Mehmet Ali, artık Fransa'ya güvenmenin bir fayda getirmeyeceğini anladı. Zaten bu sıralarda Amiral Nopier komutasında bir İn¬giliz filosu İskenderiye’nin önlerine gelmiş bulunuyordu (25 Kasım 1840). Amiral, Mehmet Ali Paşaya anlaşma teklif etti. Mehmet Ali Paşa Suriye'yi istemekten vazgeçecek, Osmanlı donanmasını geri verecek, buna karşılık da babadan oğula geçmek şar-tıyla Mısır Mehmet Ali’ye bırakılacaktı. Mehmet Ali bu şartları kabul etmezse İskenderiye bombardıman edilecekti. Mehmet Ali Paşa, Suriye'yi zaten kaybetmişti. Oğlu İb¬rahim Paşadan hiçbir haber alamıyordu. Fransa'dan da herhan¬gi bir yardım bekleyemezdi. Amiralin şartlarını kabul etmekten başka çaresi olamazdı. Osmanlı hükümeti, bu antlaşmadan memnun olmadı.İs-tanbul'da sonuna kadar savaşa devam edilmesi ve Mehmet Ali Paşanın yerine başka bir valinin Mısır'a tayini düşünülmekte idi. Fakat İngiltere’nin ısrarı üzerine , Nopier ile Mehmet Ali  Paşa arasında imzalanmış olan anlaşma kabul edildi. Böylelikle yedi yıldan beri süren Osmanlı-Mısır anlaşmazlığı kesin bir şekilde çözülmüş oldu. Mehmet Ali Paşa Suriye'yi kay¬betse de, öldükten sonra evlâtlarına geçmek üzere Mısır'ı kazanmış oldu. Artık Mısır'ın tarihinde Mehmet Ali Paşa sü¬lâlesinin rolü, iş bakımından olduğu kadar haklar bakımından da kesinleşmiş oldu.
Padişah, Mehmet Ali Paşa ile gelecekteki münasebetle¬rini "Mısır Valiliği, imtiyaz fermanı" adındaki bir fermanla belirtti.
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.246 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu