Melekyarim.CoM Aşk Sevgi Bayanlara Özel Erkeklere Özel Sağlık Bilgisi Ödev Rüya Tabirleri Paylaşım Platforumu
23 Mayıs 2012, 22:11:19 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Foruma üyelerimizin yazdığı mesajlar kontrolden geçmemektedir ve mesaj içeriğinden üye sorumludur. Mesajlarda Yasa Dışı İçerik Bildirimi Yapmak İstiyorsanız Lütfen melek.yarim@hotmail.com Adresine Mail Atınız

Forumumuz Linkler Dışında  Gizlenmiş değildir.
Üye Olmayan Ziyaretçilerimiz Bütün Forumu Görebilirler Fakat Yeni Konu Açamazlar ve Konulara Cevap Yazamazlar. Forumumuzu tam anlamıyla kullanabilmek İçin Üye Olmalısınız. Üyelik Ücretsizdir.

 

Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Manisanın İli Ve İlçeleri  (Okunma Sayısı 697 defa)
 
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
MeLeKYaRiM

Administrator
**********

Başarı Puanı +150/-0
Offline Offline

Üye ID: 1

Kayıt tarihi 10 Eylül 2008, 19:56:31

Nerden: Bilinmeyen Uzak Yerden
Mesaj Sayısı: 372



Durumum:

« : 30 Mayıs 2009, 16:13:27 »

Manisa Manisa ilinin merkezidir. Şehzadeler şehri Manisa olarak da bilinir.Nüfusu 245467'dir.Şifalı Mesir Macunu ve Üzümü meşhurdur.


İklim [değiştir]Ege iklimi özellikleri taşıyan Manisa'da yıllık sıcaklık ortalaması 168 oC'dir.

Ege bölgesi içinde geniş bir alanı kapsayan Manisa İlinde Akdeniz iklimi ile beraber İç Anadolu'nun karasal iklim özellikleri egemendir. Ovalar ve ovaları çevreleyen vadilerde karasal nitelikli Akdeniz İklimi görülürken yüksek dağlık bölgeler ve platolar ile kuzey ve kuzey doğusunda ki dağlar ve platolarda İç Anadolu'nun karasal nitelikli iklimin etkileri görülür.

Batıdan doğuya doğru gidildiğinde toprak iklim ve topografya gibi çevre koşulları yavaş yavaş değişmeye başlar. Bu değişime bağlı olarak bitki örtüsü de değişir. Bitki örtüsü batıdan doğuya doğru ova bitkileri makiler ormanlar ve alpin bitkilerinden oluşur. Bu düzenli bir sıra biçiminde birbirini izlemez. Egemen bitki örtüsü ormanlar ve makilerdir.

Doğal bitki örtüsünün büyük çoğunluğu kuraklığa dayanıklı sert yapraklı sürekli yeşil kalan Akdeniz Bitki türleridir. .çok güzel bir şehirdir. İl'de ortalama sıcaklık 16.8 o C'dir. En sıcak aylar ortalama sıcaklığın 30 o C'nin üzerine çıktığı Haziran.Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Yıllık sıcaklık ortalaması kışın (Ocak Ayı) 6 o C'nin altına düşmez. Yılda ortalama 25 gün donlu geçer. Yılda ortalama 107.5 gün sıcaklık 30 o C'nin üzerindedir. Ortalama olarak yılın 91 günü yağışlı geçmektedir. Yıllık ortalama yağış miktarı m 2 ye 750.3 kg'dır. En fazla yağış Aralık Ocak ve Şubat aylarında görülür.





Tarihi [değiştir]Medeniyetler krallıklar devletler beylikler eyaletler ve vilâyetler... Manisa’dan kimler geldi kimler geçti.. Taht uğruna Manisa sarayında doğan nice şehzade bir gül goncası dahi olamadan soldurulup giderken geride Niobe gibi acıdan taşlaşmış analar vardı. Yunan baştan aşağı Manisa’yı yakıp yıkıp öldürürken bebeleri ana karnında katlederken İstiklâl Savaşına gidip de dönmeyen nice evlâtların ardından geriye ne analar kaldı acıdan tunçlaşmış. Acılarını susup uzaklara bakarak sorulduğunda “Vatan sağolsun” diyerek tütün kırıp üzüm şırası çiğneyerek yüreklerine bastılar. Hititliler Lidyalılar Persler’den sonra bölgede Bergama Krallığı kuruldu.

Manisa ve yöresinin tarih öncesi ile ilgili ilk bilgi Salihli Sindel Köyü'nde bulunan Paleolitik Çağ'a (Yontma Taş Devri) ait fosil ayak izleri yörede insan topluluklarının yaşadığıni kanıtlayan ve yaklaşık 26.000 yıl öncesine tarihlenen buluntulardır. Kırkağaç Yortan Köyü'nde bulunan mezarlar ise farklı bir mezar kültürü olan Tunç Devri'ne aittir.

Hermessos ve Kaikos ya da bugünkü adıyla Gediz ve Bakırçay vadilerinde kurulmuş olan Tantalis (Manisa) ve Thyateira (Akhisar) bölgede bilinen ilk yerleşimlerdir.

Manisa'nın Yunanistan'ın Teselya Bölgesi'ndeki Pelion Dağı civarından göç eden Magnetler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Bölge M.Ö. 1450-1200 yıllarında Hititlerin etkisinde kalmıştır. Kybele bereket tanrıçası kabartması yöredeki Hitit varlığın göstermektedir. M.Ö. 1200'lerde ise Lidyalılar gelmiş ve Kızılırmak'a kadar bütün Batı Anadolu'ya egemen olmuşlardır. Tarihte devlet güvencesinde ilk parayı basan Lidya Krallığı'nın başkenti bugünkü Sardes (Sart) şehriydi. Paktalos (Sart) Çayı'ndan çıkarılan altın madeni ile ünlüydü. Lidya Krallığı gücü ve zenginliğiyle ünlü son Kral Krezüs'ün adıyla özdeşleşmiştir. Ancak M.Ö. 546 yılında Persler tarafından yıkılmıştır. İrili ufaklı çok sayıda tümülüsün yer aldığı Bintepeler Mevkii bu devri simgeleyen eserleri barındırmaktadır.

Bölge; M.Ö. 546 yılından M.Ö. 334 yılına kadar Pers egemenliğinde kalmıştır. Sardes bu dönemde de önemli bir ticaret merkezidir. M.Ö. 334'de Trakya üzerinden Anadolu'ya geçen Büyük İskender Pers ordularını yenerek Suriye'ye doğru ilerlemiş ve Pers egemenliğine son vermiştir. Büyük İskender'in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra satraplıkların birbirleriyle mücadelesi M.Ö. 301 yılında İskender İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir.Bu döneme ait en önemli eser Sardes Örenyeri'ndeki Artemis Tapınağı'dır.

Daha sonra Bölge Bergama Krallığı'nın egemenliğine girmiştir. Bölgenin önemli kentlerinden Philadelphia'ya (Alaşehir) ismini dönemin krallarından II. Attalos Philadelphos vermiştir. Bergama Krallığı III. Attalos'un ölümünden sonra (M.Ö. 133) vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğu'nun yönetimine devredilmiştir. M.S. 17 yılında meydana gelen büyük depremde bölgedeki Magnesia Thyateira Philadelphia ve Sardes gibi bütün yerleşimler büyük ölçüde yıkılmışsa da İmparator Tiberius'un katkılarıyla yeniden inşa edilmiştir.

M.S 395 yılında Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan Manisa 1313 yılının 25-26 Ekim tarihlerindeki Regaip Kandili gecesi Saruhanbey komutasındaki askerler tarafından fethedilmiş ve Saruhanoğullarının merkezi olmuştur. Ulu Cami ve Medresesi Mevlevihane ve Çukur Hamam Saruhanoğullarından günümüze kalanlardır. 1392 yılında Yıldırım Beyazıd tarafından Osmanlı topraklarına katılan şehir Ankara Savaşı sonrası iade edilmiş Çelebi Mehmet 1412 tarihinde geri almıştır.

Artık Manisa Saruhan Sancağı adı altında Osmanlı Devletine padişah yetiştiren bir şehzadeler şehridir. II. Murat Fatih Sulatn Mehmet Kanunu Sultan Süleyman II. Selim III. Murat III. Mehmet ve I. Mustafa gibi daha sonra Osmanlı tahtına oturmuş padişahların da içinde olduğu 16 şehzade Manisa’da sancakbeyliği yaptı.

Kolay değildi sancakbeyi olmak. Saruhan eyaleti minyatür bir Osmanlı Devleti gibi düşünülüyor şehzadeler lalaları ve hocaları tarafından bir padişah olarak yetiştiriliyordu. Şehzadeye hem devlet hem başkent görevi yapan Saruhan Eyaleti işte bu dönemde en büyük kısmetlerini doğal olarak alıyordu. Hanlar hamamlar kervansaraylar camiler medreseler imarhaneler bimarhaneler aşevleri yetimhaneler sıbyan mektepleri ile hem şehzade tarafından hem de şehzadenin annesi veya diğer yakınları tarafından donatılıyordu. Sarayların köşklerin konakların çeşmelerin arastaların içinden Manisa her sabah yeniden doğuyordu. 1300 lü yıllarda bölgeye gelen İbn Batuta bağların bahçelerin akarsuların Spil dağının güzelliklerini anlata anlata bitiremez. Nasıl anlatmasın ki; devir ağaçlara elden geldiğince zarar vermeden yer açılıp 2 katlı şahnişli ev konak yapma zamanı idi. Önemli olan gölgeli kocaman ağaçları olan bahçenin büyük olması içinde şıkır şıkır suların akması idi. Şimdiki gibi elde çam fidanı apartımanlar arasında yarım metrekare yer bulsam da dikebilsem diye aranma zamanı değildi. İbn Batuta Magnesia (o zaman ki adı)’ya geldiği zaman Saruhan Beyliği zamanıdır. Saruhan Bey’in bayram arefesinde bir kaç ay önce ölen oğlunun türbesinde eşi ile sabahladığını anlatır ve devam eder: “Çocuğun cesedi tahnit edilerek kalaylı demir kaplı tahta bir tabut içine konmuş ve cesetten çıkan kokunun kaybolması için çatısı örtülmemiş bir kubbeye asılmıştı. Bir süre sonra çatı örülecek tabut yere indirilerek ortaya konacak üstüne de ölenin elbiseleri örtülecekti. Birçok hükümdar için böyle yapıldığını daha önce de görmüştüm.”

Arap seyyah İbn Batuta’nın gördüğü eski bir Türk geleneği idi. Hatta Mevlâna ve ilk Osmanlı padişâhları hep böyle gömülmüştü. Üstâdımız Evliya Çelebi ise Manisa’yı bize şöyle anlatır: “Sihirli Kale’nin bulunduğu puslu dağın eteğinde doğudan batıya doğru tıpkı Bursa şehri gibi kurulmuş müzeyyen bir şehirdir. 6660 kadar güzel evlerden meydana gelmiş tamamı 60 mahalledir. Baştan başa saraylarla süslü şehir temiz iki katlı kiremit çatılı evleri ile çok hoştur. Bunlar birbiri üzerine kale dağına yapılmış haneler olup yüzleri baştan başa balkon ve pencere ile kaplıdır. Bu evler kuzey taraftaki ovada akan Gediz nehrine bakar. Bu ova bağ ve bostanlarla ve reyhan gül gülistan mamur köylerle dolu bol mahsul veren münbit bir ovadır. Evlerin pencerelerinden bu ova seyredilirken insan hayat bulur. Bu şehirde sultanların vezirlerin ve mühim şahsiyetlerin yaptırdıkları camilerle beraber tam beş yüz mabed vardır. Şehrin doğu cihetinde yüksek bir mesirede bir büyük Hazreti Mevlâna tekkesi vardır. Fevkalade ferah bir mevlevihanedir. Semahanesi ve birçok fukara odaları ile mamurdur. Eski zamanlarda kilise imiş. Suyu ve havası lâtif cennet bahçesi gibi güzel dervişlerin oturduğu bir yerdir. Şehrin her tarafı buradan görülür. Kalealtı pazarı meydanında altlı ve üstlü ferah ve havadar kahvehaneler vardır. Herbirinin fıskiyeli şadırvanları havuzları olan süslü kahvehanelerdir. Burada vilâyetin bütün ileri gelenleri ve okumuş kişileri birbirleri ile tanışıp çay içerler. Her birinde dört mahfil yapılmış olup birinde saz çalıp şarkı söyleyenler birinde raks eden güzeller birinde kıssa anlatan meddahlar birinde de gazel okuyan şairler vardır. Bunlar işte böyle ilim irfan yuvası kahvelerdir. Fakat Karaköy’deki kahve Kalealtı kahvelerinden daha güzeldir. Bunun dünya üzerinde emsali yoktur. Bu eşi bulunmaz kahve cennet gibi olup kuş kafesleri ile süslüdür. Vilâyet ahalisinin ekserisi kanaat sahibi sanaat sahibi ibadet sahibi olup dostluğa kıymet verirler. Halk kazancını ekseriya el tezgâhlarında Manisa Alalacası isimli kumaş dokuyarak temin eder.

Üstâdın anlattığı Manisa ile bugünkü Manisa arasında Spil dağı kadar fark var. Şehrin içindeki şu bir avuç yeşil ağaç da Türkiye’de efsane olmuş Manisa Tarzanı’nın eseri. Hakkında kanun kaçağından karşılıksız aşk efsanesine kadar bir sürü söylence olan Manisa Tarzanı aslında Kerkük Türklerindenmiş. Kurtuluş Savaşında cepheden cepheye giden Kerkük Türk’ü Ahmet Bedevi Yunan Manisa’dan def edildikten sonra Manisa’da kalır ve enkazın kaldırılmasında canla başla tıpkı cephedeymiş gibi çalışır. Daha sonra elinde taze fidanlar çeltikler ile Manisa’nın yanan kavrulan ağaçlarının yerine yenilerini dikmeye başlar. Bu artık onun için bir ibadet gibidir.


İlçeler [değiştir]Merkez (245467) Ahmetli (10018) Akhisar (72583) Alaşehir (36.220) Demirci (22.309) Gölmarmara (10.455) Gördes (10.203) Kırkağaç (24.900) Köprübaşı (4.169) Kula (25.140) Salihli (110233) Sarıgöl (10.100) Saruhanlı (12.470) Selendi (7.030) Soma (65.300) ve Turgutlu (107011).




adres açıklaması Şehrin ise bir diğer ayrıcalığı Manisa adını bir mühür gibi üstüne vuran Mesir Macunudur.

Macunlar eski çağlardan beri gerek Anadolu’da gerekse Hind Mısır ve Mezopotamya’da hastalıklara karşı ve kuvvet verici olarak kullanılmıştır.

. Selçuklu ve Osmanlılar zamanında Anadolu’da en iyi mâcunu ilk Türk eczâcıları yaparlardı. Macunculuk Türklerde ayrı bir esnaflık kolu olup Evliyâ Çelebi zamânında İstanbul’da 300 macuncu dükkanı bulunmaktaydı. Mesir macunu târihî Türk tıp geleneklerine bağlı olarak on altıncı yüzyılda meşhur hekim Merkez Efendi tarafından yapılmış şifâlı bir terkiptir.


Kânûnî Sultan Süleyman Han Manisa’da hastalanan annesi Hafsa Sultan için devrin hekimlerinden Merkez Efendiye bir ilâç yapmasını emreder. Merkez Efendi de 41 çeşit baharattan şifâlı bir macun yapar. Hafsa Sultan bu macunu kullanarak iyileşir. Bunun üzerine Kânûnî Sultan Süleyman bu macundan herkesin istifâde etmesi için her yıl şenlik düzenlenmesini irâde eder. Bu târihten itibâren her yıl mesir şenliklerinde geleneklere bağlı kalınarak halka mesir macunu dağıtılmaya başlandı.

Nevruz günü bu macundan yiyeni yılan çıyan gibi zararlıların bir yıl boyunca sokmayacağı çocuğu olmayanların olacağı hastalıklardan iyileşileceği bekâr kızların o yıl içinde evleneceği ve dahi o yıl grip dahil hastalanılmayacağı inancı ile yenilen Mesir Macunu Manisa halkı için ayrıcalık değil de nedir? Bu kudretli macunun macerası 475 yıl önce başladı. Kırım Tatar Türklerinin Hanlarından Mengili Giray’ın kızı Yavuz Sultan Selim'in karısı ve Kanunî Sultan Süleyman'ın annesi Ayşe Hafsa Sultan 1522 yılında Manisa'da Sultan Camii adıyla büyük bir cami yaptırır. Caminin çevresini de okul imaret hamam akıl hastanesi gibi hayır eserleriyle donatır. O zaman tımarhane denilen akıl hastanesinin başına devrin tanınmış bilgin ve doktorlarından Şeyh Merkez Efendi'yi getirir. Asıl adı Muslihiddin Musa olan Merkez Efendi aynı zamanda gönül sahibi erenlerden olgun bir kişidir. Hastanedeki delileri müzikle şiirle tedaviye çalışır hastanesinde bir saz ekibi kurdurur. Bir gün Ayşe Hafsa Sultan ağır bir hastalığa yakalanır. Hiçbir hekim derdine çare bulamaz. Devrin bilginlerinden Sümbül Efendi'ye baş vururlar. Sümbül Efendi:

Manisa'da hekim Muslihiddin Musa bilir ancak... Ona danışın der.
Gelirler Manisa'ya. Doğruca tımarhaneye giderler. Bir de ne görsünler... Hekim Muslihiddin Musa avlusuna toplamış delileri koca taş dibekte baharat dövdürmekte. Selam verip beklerler. Merkez Efendi dövülen baharatı alır balla şekerle kaynatarak macun yapar. Hastane kapısında bekleşen hastalara teker teker dağıtır. Artanını da İstanbul'dan gelen konuklara verir:

Alınız bu macunları tiz saraya götürünüz Valide Sultan'a yedirirseniz bir şeyciği kalmaz. Gerçekten de Ayşe Hafsa Sultan macunları yedikten sonra şifa bulur. Derdinden kurtulur Merkez Efendi'yi de İstanbul'a çağırır.
O gün bugündür bu şifalı macunlara "Mesir Macunu" denir. İçerisinde 41 çeşit baharın bulunduğu bu macunlar ince kağıtlara sarılarak halka dağıtılır. İstek çok olunca bunun yılın belirli bir ayında Sultan Camii minarelerinden atılması gelenek halini alır. Her yıl Manisa'da nisan ayının son haftasında yapılan Mesir şenliklerinde bu geleneğe uyularak macunlar hazırlatılır ve minarelerden atılır. Binlerce insanın kapıştığı bu macunların her derde deva olduğu inancı bugün de halk arasında yaygındır. Türbesi İstanbul’da adını taşıyan caminin bahçesinde olup Manisa halkına yarayan Merkez Efendi’nin dağıtılan şifâlı mesir macununun terkibi ise; anason hindistancevizi hindistan çiçeği çivit çöpçini çörekotu dar-ı fülfül hardal tohum havlican hıyarşenbe kakule kalbarda karabiber karanfil kebabe kimyon kırımtartar kişniş Iimontuzu iksir mailleziz meyanbalı portakal kabuğu ravend kökü safran sakız sarı hajile sinameki şamlı şeker rezene tarçın tarçın çiçeği teke mersini tiryak udülkahar vanilya yenibahar zencefil zerde çöp zulumdur. Mesir Macunu nelere kâdir değildir?

Her ne hikmetse Merkez Efendi yaptığı macuna Manisa’nın ayrı bir efsanesi olan o kocaman kocaman taneli uzun uzun kehribar renkli üzümlerinden koymamış. Öyle bir efsane ki; Saba Melikesi Belkıs Sultan İzmir'in Kadife Kale'sinde yazlık sarayını kurduğu zaman Manisa çevresinde bir geziye çıkmış. Bir koruluktan geçerken boynundaki gerdanlık bir çalıya takılmış taneleri her yöne saçılmış. Neden sonra olayın farkına varan Belkıs Sultan yemyeşil vadilere seslenmiş: -- Gerdanlığımı bulun. Yoksa yeşilliklerinizi kurutur her tarafı çöle çeviririm.... Vadiler asma dallarıyla donanmış. Belkıs Sultan'ın gerdanlığı salkım salkım üzüm tadına doyum olmayan üzümlerin vatanı Manisa olmuş. Böylesine ayrıcalıklarla dolu bir kent Manisa. Osmanlı Devrinde ise adı Saruhan Eyaletidir demiştik. Bir de tarihten şunu öğrendik: Varlığın bol olduğu yerde eşkıyalık çok olur. Hiç bir şeyden çekmedi Saruhan Eyaleti eşkıyadan çektiği kadar. Hele ki; 18. ve 19. yüzyıllarda Saruhan’da eşkıyalık daha önce 17. yüzyılda Celâli ayaklanmaları eyâletin belini öyle bir büktü ki; bugün bile izleri sürmektedir. Sancak beylerinin Aydın veya İzmir’de oturup mütesellimleri vasıtası ile Saruhan’ı idare ettikleri bir devirdi bu yüzyıllar. Kanun ve mevzuuata aykırı hareket edenler veya suç işleyenler zarar görenler tarafından adlî makamlara şikâyet ederek kayıp olan haklarının geri alınması talebinde bulunuyorlardı. Bu durum karşısında tayin olunan mübaşir ve memurlar suçluları mahkemeye çağırıyorlardı. Mahkemeye gelenlerin duruşmaları yapılıyor suçlu görülürse cezalandırılıyordu.

Eğer mahkemeye gelmezlerse zorla mahkemeye getirmek için peşlerine güvenlik güçleri (inzibat) takılıyordu. Bu durum karşısında suçlular ya saklanıyor ya da dağların yollarını tutuyorlardı. Eğer mevsim müsait ise dağlara değilse ve takip ediliyorlarsa kale ve kulelere yahut bölünerek yataklarına saklanıyorlardı. Böyle bir durumda eski uygarlıklardan kalma lahitler dahi eşkiya yatağı vazifesi görüyordu. Bu arada eyalet ve sancakları idare eden Dirlik sahiplerinin maiyetlerine “kapu” adı veriliyordu. Paşanın kudreti kapusunun çokluğu ile ölçülürdü. Paşaların tayinlerinde kapuları kıstas olarak alınır zengin eyalet ve sancaklara “mükemmel kapulu” paşalar atanırdı. 17. yüzyıldan sonra bu nizam bozuldu ve gelirleri daha az olan eyalet ve sancaklar verilmeye başladı. Bu yüzden paşalar kapularının bir kısmını bırakmaya mecbur oldular yahut aynı kadro ile gittiler. Her iki halde de paşadan ayrılanlar bir kapu buluncaya kadar paşa ile gidenler paşanın parasını çıkarmak için gayr-ı meşru şekilde hareket ediyorlardı. Yani kapular eşkıya oldular. Daha sonra bu eşkiyalığa bölükbaşıları ve sekbanlar da katıldı. Leventler biz de varız dediler. Yalnız bu leventler denizci değil otorite yaratmak için halktan toplanan adamlardı. Medrese talabeleri “bizim neyimiz eksik” dedi ve Manisa dağlarında eşkıya padişah oldu. Çok sert önlemler ve uygulamalara rağmen 200 yıl devam eden bu serüvenin sonunda ortalık sakinledi.

Bu sakinlik 15 Mayıs 1919 da Yunan’ın Manisa’yı işgaline kadar sürdü. Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesine dayanılarak 15 Mayıs 1919'da bölgede Yunan işgali başladı. İşgal sırasında Manisa merkezde İstihlâs-ı Vatan Cemiyet-i Müderrisîn Demirci'de Müdafa-i Hukûk-u Osmânî Gördes'de Hareket-i Milliye Teşkilatı Kırkağaç'da İstihlâs-ı Vatan Kula'da Redd-i İlhak Soma'da Müdafa-i Hukuk ve Turgutlu'da Müdafa-i Hukûk-u Osmâni adlı cemiyetler kurularak Yunan işgaline karşı Manisa halkı mücadele verdi. Lokal olarak dağda kalmış olan eşkıyanın çoğu “efe” unvanı ile Kuruluş Savaşına katıldı.

30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar Meydan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanması üzerine Fahreddin Paşa komutasındaki kolordu İzmir'e doğru ilerleyerek Yunan direnişini kırdı. İzmir'e doğru kaçan Yunanlılar ve yerli Rumlar kenti ateşe verdi günlerce süren yangında tarihin Manisa'ya kazandırdığı büyük kültürel mirasın önemli bir kısmı işte o zaman yok oldu. Ne ev kaldı ne han ne hamam ne konak ne de saray. Harman yerlerinden dikili tek bir ağaç kalmayıncaya kadar yunanlılar ve yerli rumlar yaktılar. Üç yıl boyunca hiç öldürmedikleri gün 100 atamızı şehit ettiler. Yaklaşık üç yıl Yunan işgalinde kalan şehir 8 Eylül 1922 tarihinde kurtarıldı. Bir ay sonra Ekim 1922 de şehri ziyaret edenler şöyle diyeceklerdi:

Halen şehrin üzerinden dumanlar çıkıyordu. Halkımız kılıçtan tüfekten geçirilmişti. Köyler bomboştu. Herkes öldürülmüştü. Bir veya iki kişinin kurtulmasına bir mucize gözü ile bakıyorduk...
1923'de Saruhan adıyla vilayet olan şehrin adı 1927 yılında Manisa olarak değiştirildi. Son olarak bu dolu dolu yaşanmış yüzyıllardan günümüze gelen nesiller Manisa’ya gittiğiniz zaman sizi karşılayacaktır. Bunların dışında başlıca Selçuklu ve Osmanlı eserleri Ulu Cami ve külliyesi (XIV. Yy) Muradiye cami ve külliyesi (XVI. Yy) Sultan Cami ve Külliyesi (XVI. yy ) Ivaz Paşa cami (XV. Yy) Hatuniye Cami ve külliyesi (XV. Yy) dir. Bütün bir Anadolu Türk milletinin hikayesinin özetini okumak için yolunuzu Manisa’dan geçirin.
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.212 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu