CeSuRYüReK
Ziyaretçi
Durumum:
|
 |
« Yanıtla #1 : 03 Şubat 2008, 13:20:22 » |
|
Gerçi, din sosyolo jisinin günün sorunlarina yönelmesinin tarihi aslinda daha eskilere uza niyorsa da, özellikle 20. yüzyilin ikinci yarisindan itibaren yasanan büyük degisimler, din sosyologlarinin bakislarini daha da çok günümüz toplumlarinda din sorununa yöneltmelerine imkân vermis bulunmaktadir. Bu çerçevede, modern toplumun yapisi ve hayatinda dinin yeri, dayanaklari ve fonksiyonlari, dinin diger toplumsal kurum ve sistemlerle, kültürle iliskileri, sekülarizasyon, modern insanin dinî tutum ve davranislari ve hattâ kurumsallasmis dinin disinda kalan dinî tutum ve davranislar ve özellikle de degisim olgusu ile iliskileri bakimindan din, geleneksel yapidan modern bir yapiya dogru degisim sürecinde din, dinî inanç, tutum ve davranislar, kurumlar, örf ve âdetler ve nihayet yeni dinî hareketlerin incelenmesi... gibi konular baslica ilgi odaklarini olusturmaya baslamis görünüyorlar. Kuskusuz bu durum din sosyolojisi incelemeleri için yeni metodolojik yöntem ve tekniklerin gelistirilmesi problemini de beraberinde getirmis bulunmaktadir.
Her halükârda, etnolojik ve tarihî yö nelimli bir din sosyolojisi egilimini genis ölçüde asarak, günümüz toplumlarinda sosyolojinin bakis açilari ve yaklasim yöntemlerinden hareketle dinî tecrübenin çesitli anlatimlari olan iman, ibadet ve cemaat'in sosyolojik yaklasimda bilimsel olarak ele almaya baslamanin en tipik bir temsilcisi olarak karsimiza Fransiz din sosyologu G. Le Bras (1891-1970) çik makta; nitekim, onun "dinî morfoloji" arastirmalarina yönelik din sosyolojisi çalismalarini takiben, hemen bütün ülkelerde ve tüm dinler ve toplumlarin dinî-sosyal hayatlari üzerine tecrübî din sosyolojisinin yaklasim yollarindan hareketle büyük bir arastirmaci kitlesi tarafindan pek çok arastirmala rin gerçeklestirildigine tanik olunmaktadir. Öyle ki, genel olarak sosyolojik arastirmalarda gözlenen ve teorik tartismalarin ikinci plana itilerek uygulamali arastirmalara yönelme ile karakterize olan egilim din sosyolojisi alaninda da kendini göstermis bulunmaktadir.
Böylece, günümüz toplumlarinda din konusu çok çesitli yöntemler ve teknikler araciligi ile bir çok veçheleri altinda adetâ laboratuvar incelemesine tabi tutulmaktadir. Toplumsal degisme ve çagdaslasmanin din, dinî davranis ve yasayisla iliskileri ve etkilesimi veya daha genel olarak sekülarizasyon sorunu yahut dinin çesitli toplumsal kurumlarla olan fonksiyonel iliskileri bu baglamda ele alinan en önemli konulardan birkaçini olusturmaktadir. Iste bu sekildedir ki meselâ, S. S. Acquaviva, P. Berger, T. Luckmann, B. R. Wilson, D. Bell gibi "sekülarizasyon sosyolojisi" alaninda uzmanlasmis din sosyologlari, seküler toplumda din konusuna egilerek modern dönemde Batinin sanayi toplumlarinda müesseselesmis dinin konumu ve hattâ kurumsallasmamis kutsal, seküler dindarliklar, yeni dinî akim, cemaat ve gruplar, dinî köktencilik... gibi çok çesitli konulari ve problemleri degisik sosyolojik yaklasim perspektiflerinde bilimsel incelemeye aliyorlar.
Ancak, günümüz toplumlarda din konusunun incelenmesi çerçevesinde, ileri derecede modern toplumlarin yani sira daha az modern yahut geleneksel kategorisinde yer alan ve yahut modern etkiler altinda hizli bir degisime ugramakta bulunan "tranzisyonel toplumlar"da din, dinî yasayis ve davranislarin bilimsel ve sosyolojik incelenmesi de giderek daha büyük bir önem kazaniyor. Bu meyanda, toplum içerisinde dinî davranisin ölçümü sorunu, insanin dindarligi ve dinî aidiyeti konusuna bagli olarak özel bir önem kesbetmis görünüyor. Böyle olunca da din konusuna sosyo lojik yaklasima bir sekilde, kantitatif tekniklere dayali sosyal psikolojik yaklasim perspektifleri egemen olmaya baslamis bulunuyor.
Süphesiz böylesine bir yönelimde din sosyolojisinin öteki bilimler ve özellikle psikoloji ve tabiî ki sosyal psikoloji ile olan iliskileri ve bu bilim dallari arasinda artan isbirliginin payi çok büyük görünüyor. Böylece, modern dönemde artik dinin bilimsel incelenmesinin, çesitli sosyal bilimler, insan bilimleri, din bilimleri, ilâhiyat ve hattâ tabiat bilimleri mensuplarinin siki bir isbirligi çerçevesinde "disiplinlerarasi" (interdisiplinaires) veya "mültidisiplinaires" bir çalisma ve çaba ile gerçeklestirilebilecegi hususu daha iyi anlasilmaya baslaniyor. Nitekim, bu çerçevede meselâ din antropolojisinin, din sosyolojisinin gelisme sine olan katkilari artarak devam ediyor.
Öte yandan, aslinda sosyolojik arastirmalarda psikolojik yahut sosyal psikolo jik yönelimin kökleri de oldukça gerilere gidiyor. Süphesiz, Leuba, Starbuck gibi psikologlar ve özellikle de William James'in çalismalari, "din sosyal psikolojisi" alanina olan ilginin artisinda önemli bir rol oyna mistir. Kidd, Ellwood ve Ross gibi sosyologlarin fonksiyonalist yönelimli din yorumlarinin da dinî sosyal psikoloji alanina duyulan ilginin artisinda büyük payi olmustur. Böylece, sosyal psikolojik yönelimli din arastirmalarinda Allport, Yinger ve Fichter gibi güçlü isimler kendilerinin gösterdiklerinden, din sosyal psikolojisi egilimi de özellikle ABD'deki din sosyolojisi çevrelerinde çok güçlü bir sekilde kendini göstermek imkânini elde etmis bulunuyor. Meselâ Gerhard Lenski, Weber'in artik klâsik hale gelmis bulunan tezinden hareketle Detroit eyaletinde dinî aidiyet ile ekonomik faaliyetler arasindaki iliskiyi genis bir örneklem grubu araciligi ile teste tabi tutmus bulunmaktadir. Kaliforniya Üniversitesinden Glock ve Stark ise, genis bir "tarama" (survey) ölçeginden hareketle A.B.D.’deki halihazir dinî durumu incelemeye aldilar. Giderek baska ülkelere de yayilan bu tür inceleme egilimi, gerek metot ve teknikler ve gerekse de muhteva yönünden, dinî davranis ölçümlerinin daha bir incelik, derinlik ve sistematige kavusmasina imkân hazirlamis bulunuyor.
Böylece, köy, kasaba, sehir... gruplari; üst, orta ve alt toplumsal tabakalar; gecekondu, gençlik, ögrenci, isçi, tüccar... kesimleri vb. çok çesitli sosyo-kültürel kategori, çevre, sinif ve grup larda dinî tutum ve davranislarin ve onlarin ekonomi, ahlâk, siyaset... gibi öteki toplumsal kurum, davranis ve faaliyet sekilleriyle olan karsilikli iliskileri ve etkilesiminin yas, cinsiyet, meslekî ve sosyo-ekonomik statü, medenî durum, egitim, dinî, etnik, vb. aidiyet durumu... gibi bir çok degiskenlere göre incelemeye alinmis ve bunlarin arasindaki korelasyonlarin arastirilmis olmasi kayda degerdir. Esasen bu durum, dinî yasayis ve davranisin çok çesitli boyutlarinin ayirt edilmesi ve bu sekli altinda daha bilimsel bir yakla simla incelenmeye alinmasina imkân vermis olup; bu çerçevede dinî tutum ve davranis "ölçekleri"nin olusturulmasina yönelinmis bulunulmakta ve böylece, oldukça çesitli tutum ve davranis ölçeklerinin ve hattâ tipolojilerin olusturulmus bulunduguna önemle isaret etmek gerekmektedir. Bütün bu arastirmalar ve böylece olusturulan ölçekler ve tipolojilerin küçük gruplar ve dar dinî, kültürel ve toplumsal çevrelerin ötesinde giderek, dinî yasayis ve davranisin çok genis ölçekli ve boyutlu toplumsal ve kültürel çevrelere ve gruplara uygulanmak suretiyle "kültürlerarasi incelemelere" (crosscultural studies) dönüsmeye baslamis olmasina da önemle isaret etmelidir.
Öte yandan, bütün bu gelismelerin modern dönemde din sosyolojisi incelemelerine dünya ölçüsünde yeni bir önem ve boyutlar kazandirdigina ve hattâ bu baglamda, din sosyolojisine, yeni sorunlar çerçevesinde ve disiplinlerarasi isbirligi ile yepyeni kavramlar, terimler, yeni yaklasim kuramlari, paradigmalari ve yöntemlerinin eklenmekte olduguna da önemle isaret etmek gerekir. Nitekim bu çerçevede, özellikle 20. yüzyilin son çeyreginde "yapi" (structure), "kültür", "sembol", "isaret" (sign), "anlam", "yorum", "sistem "... kavramlarinin yeni tanimlari baglaminda din konusuna yeni yaklasim modellerinin anahtar terimlerini olusturdugu görülmektedir. Böylece, C. Levi-Strauss din konusuna "yapisalcilik ", R. Bastide "sürekli degisen kültürel yapi", J. Berque "derinlik sosyolojisi", E. Gellner "sarkaç teorisi", C. Geertz "kültür sistemi, semboller, isaretler, anlam ve yorum" Mary Douglas "sembollerde sifrelenmis anlamlarin çözümlenmesi" R. Wuthnow "kültürel yapisalcilik" D. Bell "farklilasmis toplumda din ve kutsalin dönüsü", P. Berger ve T. Luckmann "fenomenoloji ve kognitif islevselcilik", J. M. Yinger "islevselcilik " perspektifinde yaklasmaya yönelmis olup; öte yandan, insanligin dinî tecrübesinin gelisim seyrini evrimsel bir perspektiften yaklasmak suretiyle çözümleyip açiklamaya ve anlamaya yönelen yapisal- fonksiyonalist R. N. Bellah ise, modern toplumda din konusunun sosyolojik analizi baglaminda "sivil din" kavramini operasyonel biçimde devreye sokmus bulunmaktadir.
Süphesiz, burada bu tür çalismalar ve hattâ öteki bir çok çalismanin yöntem, tahlil ve sonuçlarini ele almak bu çalismanin sinirlarini asmaktadir. Yine de, en genel çerçevedeki sistematik bir yaklasimda, din sosyolojisi bilimi alanindaki arastirmalarin, biri dinin degismez kabul edilen özü ve muhtevasini anlayip açiklamaya ve ötekisi de dinî olayin degisik tarihsel formlari ile spesifik toplumsal kontekstleri arasindaki enteraksiyonu ortaya koymaya yönelen iki ana egilim etrafinda toplandigi ifade edilebilirse de, gerçekte yönelimlerin çesitliliginin böylesine dikotomik bir kategorizasyonu ziyadesiyle astigina önemle isaret etmelidir. Her halükârda, bu bilim dalinin gelismesinde genel sosyoloji mensuplarinin yani sira dinî çevrelerin önemli katkilari da belirtilmelidir.
Esasen, din sosyolo jisi bilimine duyulan bilimsel, akademik, pedagojik ve hattâ pratik ilginin giderek dünya çapinda yayginlik kazanmaya, bu arada bu bilim dalinin, bazi konfesyonel egilimlerde gözlenen bir "dinî sosyoloji" olmaktan çikarak, deneysel, objektif ve sistematik bir hüviyet kazanmaya ve Société International de Sociologie des Religions, Association for the Sociology of Religion, vb. örneklerde oldugu üzere uluslararasi teskilatlarda yahut önce Archives de Sociologie des Religions ve sonra da Archives de Sciences Sociales des Religions, Social Compass, Journal for the Scietific Study of Religion, Sociology of Religion, Religiologiques gibi periyodiklerde kurumlasmaya yönelmis olmasi kayda degerdir.
Kaldi ki, modern sanayi sonrasi "post-modern" veya "ultra-modern" bir dönemde dünya ölçüsünde gözlenen ve "bilgi toplumu" yahut "iletisim toplumu" gibi yeni modelleri gündeme getiren büyük etkilesim ve degisimler ve bu çerçevede kendini giderek daha net bir biçimde göstermeye baslayan egilimler ve meselâ dünya kültürel sistemine atifta bulunan "küresellesme" yahut bir ölçüde bunun din alanindaki yansimasi sayilabilcek olan ve dünya dinlerini giderek daha çok iliskiye ve etkilesime sokmaya baslayan "dinî hosgörü", "dinlerarasi diyalog" yahut "dinî çogulculuk " gibi yönelim ve olgular ve nihayet modernizmin ve modern dönemdeki pek çok gelismenin, egitimögretimin yayginlasmasinin, iletisimin artmasinin, bilim ve teknoloji alanindaki gelismeler ve bunlarin yayginlasmasinin öteki bir çok etmenlerle birlesmesi sonucu geleneksel toplumlarin ve kültürlerin dünya ölçüsünde hizla degismekte olusu ve bu baglamda ortaya çikan degisime uyum ve uyumsuzluk olgulari ve süreçleri, toplumlarin geleneksel dinî yasayisi, inanislari, normlari ve degerleri, davranislari, örf ve âdetleri ve kültürleri ve medeniyetlerini de derinden etkilemekte ve hattâ S. Huntigton'un "medeniyetler çatismasi" (Clash of Civilizations, 1996) örneginde görüldügü üzere olayi "çarpik" bir biçimde de olsa temelde dine indirgemeye kalkisma egilimleri, insan topluluklarinda din konusunu ve bu çerçevede ortaya çikan sorunlari daha da önemli bir hale getirmekte; bu baglamda, modern sosyal bilimlere, sosyolojiye, din sosyolojisine ve öteki modern din bilimlerine duyulan ihtiyaç da artmaktadir.
Nitekim, sözü edilen bu gelisme, degisim ve bu çerçevede karsilasilan sorunlar ve gereksinime bagli olarak din sosyolojisi de dünya ölçüsünde yayginlasirken bu alandaki arastir malarda kaydedilmeye baslanan artis, yazarlar ve konular ve bu konulara yaklasim yollarinin çesitlenmesi sonucunu dogurdugu gibi, ayni zamanda kuramsal veya uygulamaya yönelik yeni metodolojik ve epistemolojik bir çok problematigi ve bu meyanda meselâ objektiflik, deneysellik, determinizm, indirgemecilik, açiklama, anlayis, yorum, vb. bir çok sorunlari da beraberinde getirmis gö rünmekte; bu çerçevede ortaya çikan derin farklilasmalar, meselâ Fransiz din sosyologu H. Desroches'un (1914-1994) din sosyolojisine dair yazdigi kitabinin basligini "Din Sosyolojileri" (Sociologies Religieuses) seklinde belirlemeye götürmüs bulunmamakta; her halükârda, din olaylarini sosyolojik bir yaklasimla bilimsel olarak incelemek amacinda olan din sosyolojisinin bilime ve toplum hayatina katkilarini ve önemini görmezlikten gelmek yahut hafife almaya kakismak kanaatimizce oldukça yaniltici ve hattâ olumsuz sonuçlari dogurabilecek yüzeysel bir tavir olmakta; P. Berger'in ("Dinî Kurumlar", Toplumbilim Yazilari, Çev.: A. Çiftçi, Izmir, 1999, s. 71) gayet yerinde olarak isaret ettigi üzere, pek çoklari din konusunda her seyi bildiklerini sanmakla aslinda kendi ön yargilari ve acele genellemelerinin kurbani olmakta; olayin bilimsel ve sosyolojik analizi çok çesitli boyutlarinin bulundugunu anlamaya imkân tanidigi gibi, bunun ihmali asilmasi güç sorunlara ve açmazlara kapiyi daima açik tutmaktadir.
4. ISLAM DÜNYASI VE DIN SOSYOLOJISI
Gerçekten de, bu çerçevede meselâ Islâm dünyasi, din, dinî kültür ve din bilimlerinin ge lisimi bakimindan ilk birkaç yüzyilda oldukça dinamik bir biçimde olusan ve gelisen, daha sonra da bu konuda her seyi yaptigini ve artik bundan böyle yapilacak pek bir seyin kalmadigini sanarak "içtihat kapisi"ni kapayan ve kendi içine kapanip taklitçilige ve sonuçta geleneksellesmeye, duraganliga ve hattâ çöküntüye yönelen bir zihniyet ve tavrin açmazlarinin sikintilarini, modern dönemin hizli degisim olgu ve mecburiyetleri çerçevesinde günümüzde halâ çekmeye devam etmekte; bu bakimdan meselâ Islâmiyet konusunu "yeni yapisalci" (neo-structuraliste) bir yaklasimla ele almaya yönelmis bulunan modern bir Müslüman düsünür ve bilim adami olan M. Arkoun, "düsünülebilir" (pensable), "düsünülemez" (impensable), "düsünülen" (pensé) ve "düsünülmeyen"i (impensé) birbirinden analitik olarak ayirarak (Pour une Critique de la Raison Islamique, 1984, s. 9), tahlillere ve yorumlara gitmeye çalismak suretiyle Islâm düsüncesine yeni bir canlilik kazandirmayi amaçla mis görünmekte; ancak, anlasilan Isâm dünyasinin çok köklü sorunlari bu konuda çok yönlü ve sistemli çabalara ve özellikle de modern bilimsel çözümlemelere ihtiyaç duymaktadir.
Bununla birlikte, genelde Islâm dünyasi din konusunda ilk dönemlerin geleneksel “Islâm ilmi”ne ziyadesiyle takilmis görünmektedir. Öyle ki, orada daha 14. yüzyilda Ibn Haldun, meshur Mukaddime'sinde "Ilm'ül-Ümran" adini verdigi yeni bir bilimin temellerini atmaya çalisirken, sosyolojinin ve hattâ din sosyolojisinin bir öncüsü imis gibi görünmekte, ancak dönemin karanlik ortaminda onun bu çabasi pek bir yanki uyandirmadigi gibi, anlasilan modern dönemin hizli degisme sartlarinin bir ürünü olan modernnist akim da duraganligi asmada oldukça zorlanmis ve esasen o belli bir ent elektüel düzeyi pek asamadigindan etkileri oldukça sinirli kalmis bulunmakta; 20. yüzyilda ve özellikle onun ikinci yarisindan sonra sahnede daha çok görülmeye baslayan siyasal ve radikal Islamci akimlarin militan ideolojik vurgulari ve sloganlarinin Islam dünyasinin karsi karsiya bulundugu ik ilemler ve açmazlari daha da artir maktan baska pek bir ise yaramadigi gözlenmekte; modern din bilimlerini ve özellikle de din sosyolojisini özgün ve düzeyli metodolojik yaklasim çerçevelerinde sorunlarin bilimsel analizi ve bu yolla çözümler üretmek üzere devreye sokma konusunda ise o öyle pek ciddî bir niyet ve kararlilik içerisinde görünmemektedir.
5. TÜRKIYE’DE DIN SOSYOLOJISI
Esasen, Türkiye'nin de olayi gelenek ve degisimin çok yönlü karmasik etkilesimi baglaminda ancak kendi iç ve dis dinamikleri çerçevesinde sancili bir biçimde yasamakta oldugu gözlenmektedir. Gerçi, Türk toplumu özellikle Tanzimattan itibaren çok önemli degisimlere sahne olmaya baslamis olup; Cumhuriyetle birlikte büyük bir azim ve kararlilikla çagdaslasmayi ve onun vazgeçilmez ön sarti olan Lâikligi seçmis bulunan Türkiye'de degisim köklü bir karaktere bürünmüs, 1950'li yillardan itibaren onda kayda deger bir hizlanma gözlenmis, 1970'li yilardan itibaren de o yeni bir ivme kazanmis olup, o tarihten bu yana süreç tüm hiziyla devam etmekte; ancak, degisime uyumsuzlugun tepkisel anomi ortami sosyo-kültürel hayatin bir çok alaninda "eski" ile "yeni"nin yahut "geleneksel" olanla "modern"in dikotomik bir çatisma anlayisi çerçevesinde sancili bir biçimde karsi karsiya gelmesine yol açmis bulunmaktadir.
Bu çerçevede, "eski"nin yahut "geleneksel" olanin "kutsal" ve dolayisi ile "dinî" bir anlama bürünmekte olusu konumuz bakimindan kayda deger olup, böylece degisime uyumsuzlugun tepkileri en çok dinî ya sayis ve kültür alaninda ve çogu zaman oldukça "çarpik " bir biçimde ortaya çikmakta; bu bakimdan, çagdas Türk toplumunda modernlesme, süreklilik ve degisimin din, dinî yasayis ve kültür alanlarindaki etkilerinin din sosyolojisinin yaklasim yollarindan hareketle bilimsel analizi karsi kasiya kalinan sorunlarin anlasilmasi ve bunlara bilimsel çözümler üretilmesi bakimindan hayatî bir önem tasimaktadir.
Nitekim, Türk düsünür ve sosyologlari, Z. Gökalp, F. Köprülü, I. H. Baltacioglu, H. Z. Ülken, Z. F. Findikoglu, M. Taplamacioglu, Serif Mardin, M. Kiray, O. Türkdogan, A. Kurtkan... örneklerinde gözlendigi üzere din sosyolojisine yakin bir ilgi duyulmus olup, anlasilan bu ilgi günümüzde Üniversitelerin basta sosyoloji bölümleri olmak üzere iktisat, siyasal bilimler... gibi çesitli birimlerinde bir çok genç arastirmaci ve bilim adami vasitasiyla az çok devam etmekte; ayrica, Cumhuriyetin baslarindaki Darülfünun Ilâhiyat Fakültesinden baslayarak o dinî yüksekögretim kurumlarindaki yerini de almis bulunmaktadir.
Ancak, Türkiye'de din sosyolojisine olan bu ilginin belli bir bilimsel ve akademik düzeyi asmayi basaramadigi gibi; bu düzeyde de genelde derlemeci, aktarmaci yahut deskriptif kalarak belli bir özgünlüge erismis görünmedigine önemle isaret edilmelidir.
Bununla birlikte, zamanla bunun asilacagi ve bu alanda özgün ve düzeyli bilimsel yaklasim semalari, modelleri ve bu çerçevede ortaya konulacak olan bilimsel ve düsünsel ürünler araciligi ile Türk toplumunun karsi karsiya bulundugu devasa sorunlarin çözümüne olumlu katkilar saglanacagini ümit etmek gerekir.
6. SONUÇ
Yukaridaki, tespit, analiz ve yorumlardan açikça anlasildigi üzere, uzun bir tarihsel ha zirlik dönemini takiben ancak modern dönemin hizli degisim ve dönüsüm sartlari ve ortaminda ortaya çikmis ve giderek gelisme göstermis bir bilimsel disiplin olan din sosyolojisinin, aslinda ayni süreçte gelisme göstermis olup, din olgusunu genis ve sistematik bir bilimsel perspektifte ele almayi amaçlayan modern din bilimlerinin bir alt-dali olduguna önemle isaret etmek gerekir. Zira, bilinen bütün toplumlar su veya bu biçimde bir dine sahip olduklari gibi, dinlerin bir toplumdan ötekine, bir kültür ve medeniyetten bir baskasina, devirden devire, bir mekândan digerine, kisilere ve hattâ ayni bir kisinin yasaminin farkli dönemlerine göre degisiklikler arz ettigi görülmekte ve nihayet modern ve hattâ post-modern yahut ültra-modern toplumlarda da din bir sekilde varligini, önemini ve etkilerini sürdürmekte olup; üstelik, her din, zaman ve mekânda açilim gösteren oldukça karmasik ve zengin bir evren olarak karsimiza çikmaktadir. Öte yandan, tüm dinlerin meydana getirdigi âlem çok daha zengin, çesitli ve kompleks bir evren olusturmakta; böylesine çok çesitli ve karmasik olgularin ve tecrübelerin bilimsel incelenmesi ve hattâ bunlarin arasinda karsilastirmalara ve sistematik analizlere gidebilmek için, öncelikle her bir dinî âlemin ve hattâ orada kendini gösteren her bir dinî olgunun ince analizini gerçeklestirmek gerekmektedir ki bu da, bu dinî âlemlerin her birinde ayri bir uzmanlasmayi zorunlu kilmakta; her halükârda, dinin modern bilimsel incelenmesi oraya tarihî, sosyolojik, psikolojik, antropolojik, etnolojik, fenomenolojik, felsefî, teolojik, vs. bir dizi bilimsel disiplinin dahil oldugu plüral bir olgu olarak karsimiza çikmakta; su hale göre, din sosyolojisi, din konusuna muhtelif plüral ve tamamlayici alternatif yaklasim yollarindan biri, ancak dinin modern bilimsel incelenmesi açisindan oldukça önemli bir tanesi olmaktadir.
Öte yandan, bilim artik gerçege monolitik bir yaklasim olmaktan çoktan çiktigindan, bilimsel metodoloji, yaklasim yollari, yöntemleri, teknikleri, semalari ve paradigmalarinin dinamik bir çesitliligi ile karakterize olmakta; metodolojik plüralizm yöntemsel sekteryanizmi çoktan gözden düsürmüs bulunmaktadir. Bu bakimdan, din konusunu bilimsel perspektifte incelemek amaciyla uzmanlasmis bulunan modern disiplinlerin her biri, din olgusunu bilimsel analize tabi tutmak üzere kendi yaklasim paradigmalari, yöntem ve tekniklerini devreye sokmakta ve hattâ onlar bu amaçla yeni yaklasim paradigmalari, yeni analiz semalari, yeni yöntem ve tekniklerin dinamik bir arayisi çabasina da yönelmis bulunmakta; nihayet, din olgulari ve dinî dünyalarin modern ve dinamik bilimsel analizi artik giderek geleneksel ilahiyatlarla modern din bilimleri, felsefeler, insan ve toplum bilimlerinin karsilikli ve dinamik isbirligi çerçevesinde konuya çogulcu ve disiplinlerarasi veya mülti-disipliner paradigmalar ve semalar çerçevesindeki yaklasim ve analizlerin gerçeklestirmesini istemekte; bu baglamda, din sosyolojisi disiplini de, bir toplum olayi ve kurumu olarak dini ele almak, din ve toplum iliskileri ve etkilesimini ve bu çerçevede ortaya çikan olgular, süreçler, teskilatlar ve gruplasmalari sosyo lojik bir yakla sim perspektifinde bilimsel olarak arastirip incelemek üzere, yeni ve dinamik sosyolojik yaklasim semalari, yöntem ve tekniklerini ortaya koyma çabasi içerisine girmis bulunmaktadir. Bu bakimdan, dinin modern bilimsel ve sosyolojik analizinin, din sosyologundan konuya tam bir hakimiyet içerisinde olmayi ve arastirma ve incelemelerinde çok dik katli ve ihtiyatli davranmayi, özellikle zihinsel kurgulara dayali tek yanli basitlestirilmis yaklasim semalari, acele genellemeler ve indirgemecilikten sakinmayi, "olan"i nesnel bir yaklasimla dinamik bir analize ve yoruma tabi tutmayi istemekte olduguna önemle isaret etmelidir. Bu çerçevede, ister özsel isterse de islevsel olsun belli bir din tanimi ve buna dayali din teorilerinden hareket etmenin bile sinirlayici ve indirgeyici egilimleri içerebilecegini, buna türlü felsefeler ve doktrinlerin sartlandirici, yönlendirici ve hattâ yaniltici tuzak etkilerinin eklenmekte oldugunu belirtmeliyiz.
|