temha_04
Ziyaretçi
Durumum:
|
 |
« : 29 Temmuz 2007, 17:58:13 » |
|
İnsan davranışında görülen en içten değişim, aşk. Aslında bu durum bir duygudan öte, yalnızca, o dönem başladıktan sonra görülen, düşünme, davranma yada anlama ile birlikte, hissetme yöntemindeki değişikliğin adı. Yani aşk, onsuz tuhaf ama var olan dünyayı bir tür ‘saadet’ kıvamına getiren şeyleri, farklı bir biçimde hissedebilmeyi mümkün kılan algılama metodunun adı. O olsun yada olmasın olaylar, insanlar, yaşananlar, konuşulanlar hep aynı. Aslında bir şeyin varlığına yada yokluğuna neden değil. Fiziki yaşam farklılaşmıyor. Değişen sadece anlama yöntemi. Görülen biçimleri, duyulan sesleri, maruz kalınan davranışları başkaca kodlayabilme değişimi. Demokrasi de böyle. O da bir biçimden öte, bir düşünme yönteminin adı.
Aşk çoğu zaman kadın - erkek alanında düşünülür. Yada iki kutuplu her neyse o alanda. Oysa bu koşul olmamalı. Mikro düzeyde de yaşamın içinde var. Belki birkaç anlık küçücük parçacıklarla, gün içinde defalarca. Bazen bir an, her ne oluyorsa, durup dururken farklı algılanır. Küçücük şeyler doğal olmayan, ama yine o ‘saadet’ kıvamında hissedilir. Son derece nedensiz. Olanlar hep aynıdır ama hissetme yöntemi birden değişiverir. Kaotik bir sapma gibi. Uyarıcının rolü ise, bir kanat çırpışıyla dünyanın öbür ucunda fırtınaya neden olan o meşhur kelebek kadardır ancak. Ama sonra, çoğunlukla, o kelebekle evlenilir. Oysa burada da aşk, yani metot, aslında o şeyin sınırında başlıyor, içinde değil. Çoğunlukla da, ‘Tam başlıyorduk, siz geldiniz!’ kıvamında.
Ama her bir şey de o yöntemle uygulanmalı. Aşk gibi. O da, yani aşk da tüm davranışlarda tutarlı bir referans yöntem olmalı. Saygı gibi. Oysa saygı da, bir yönüyle aşk koşuluyla işliyor çoğunlukla. Bir şeyin, ama diğer yandan da istisnasız her şeyin sınırında başlama gereği şöyle dursun, çoğu zaman bazı şeylerin sınırıyla bitiveriyor. Demokrasi gibi. Ama daha çok sanat gibi. Aslında çoğunlukla insanın kendisi gibi. Bülent Köksal.
|